Kategori:
BASIN BÜLTENLERİ

Ahmet Davutoğlu: “Türk ekonomisi bir yangın yerine dönmüş ama hesap veren yok!”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Bartın 1. Olağan Kongresi’nde halka seslendi. Hükümetin halktan her geçen gün daha çok koptuğunu belirten Davutoğlu 2020 yılında, refah ölçüsünün bu ülke için buzdolabı ve çamaşır makinesi olamayacağını belirtti.

Davutoğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

Anadolu’yu ayağa kaldıracağız dediğimizde mümkün değil dediler.

Başlangıçlar zorludur ama hep güzeldir, biz bir yola çıktık.

Ve bugün bu yolun Bartın durağındayız. Biraz önce Doğan Bey’in söylediği gibi o güzel Divan Başkanlığı üslubuyla, Anadolu’yu ayağa kaldıracağız dediğimizde birkaç sebeple mümkün değil dediler.

Bir seçim dönemi değil heyecan olmaz,

İki yasaklar var, baskılar var, İnsanlara ulaşılamaz,

Üç, yeni bir partiyi bu kadar hızlı teşkilat tanımaz.

Ama arkadaşlar değerli Bartınlılar, bakın size Batman’dan son 15 gün içinde, Batman’dan Ardahan’dan Kars’tan, Susuz’da, Alanya’dan, Antalya’dan, efendim Diyarbakır’dan, Konya’dan selamlar getirdim.

Kurduk arkadaşlar! Geçen sene bu vakitler, kimsenin, birçok kişinin yapamaz dedikleri, yola çıkamaz dedikleri ve bu engelleri aşamaz dedikleri bir dönemde biz, partimizi kurduk.

Şimdi ülkemizin en doğusundan, en kuzeydoğusundan güneyine indir bir hafta içinde. Sonrada şimdi kuzeybatısındayız, güzel Bartın’dayız. Bir kez daha Bartın’da olmaktan büyük bir mutluk duyuyorum. Yasemin Hanım’a, Değerli Bartınlı hemşerilerime güzel ev sahiplikleri için teşekkür ediyorum.

Evet yine Doğan Bey demişti, kuramazlar.

Kurduk arkadaşlar! Geçen sene bu vakitler, kimsenin, birçok kişinin yapamaz dedikleri, yola çıkamaz dedikleri ve bu engelleri aşamaz dedikleri bir dönemde biz, partimizi kurduk.

Zor görüleni biz yaptıktan sonra, birçok parti bizden sonra hayata geçti.

Pandemi şartlarına rağmen, 67 ilimizde, 330 ilçemizde örgütlendik, 115 ilçemizde kongre yaptık. Şimdi de 6. İl Kongremizi Bartın’da yapıyoruz Allaha hamdolsun, yoldaşlarım sağ olsun! Niye yola çıktık? Gerçekten bir memlekette eğer siyasi bir parti kurma ihtiyacı varsa, bir memleketin üzerine karabasan gibi karabulutlar çökmüş ise, insanlar yok mu bizi kurtaracak bize bir nefes, bize bir ses olacak kimse yok mu dediklerinde, böyle bir ihtiyaç varsa, bu ihtiyaca cevap teşkil edecek adımları atmayı kimse engelleyemez ve engelleyemediler. Bugün böyle bir ihtiyaç var. Ve bugün, dikkat ediniz, geçen sene bu vakitler zor görüleni biz yaptıktan sonra, birçok parti bizden sonra hayata geçti, yeni partiler de doğma çabası, doğum sancıları içinde.

Eğer birilerine, ülkeyi sıkıntıya sokan kriz de çok sıkan bir iktidar varsa, parti kurmak demokratik bir haktır hatta bir vecibedir bir vazifedir, dersini sözünü öğretmişse ki bu bile bize yeter! Yeni partileri hayırlı olsun.

Çok ilginçtir. Biz Parti kurduğumuz için bizi ihanetle suçlayan Sayın Cumhurbaşkanı ve etrafı, bugün başka bir yeni partinin girişini demokratik hak olarak ihlal ediyor. Bu bile Gelecek Partisi’nin başarısı olarak yeter! Eğer birilerine, ülkeyi sıkıntıya sokan, kriz de çok sıkan bir iktidar varsa, parti kurmak demokratik bir haktır hatta bir vecibedir, bir vazifedir, dersini sözünü öğretmişse ki bu bile bize yeter! Yeni partileri hayırlı olsun.

Toplumun kılcal damarlarına kadar, her bir ilinde, ilçesinde, beldesinde, köyünde, mezrasında, mahallesinde örgütlenene kadar teşkilatımıza durmak haramdır!

Burası Yiğit Meydanı! Herkes siyaset sahnesine çıkar, halkın önüne çıkar. İşte biz halkın önünde de değiliz içindeyiz, ta içindeyiz! Toplumun kılcal damarlarına kadar, her bir ilinde, ilçesinde, beldesinde, köyünde, mezrasında, mahallesinde örgütlenene kadar teşkilatımıza durmak haramdır! Durmayacağım, çünkü bugün bir ihtiyaç var.

Kongre bir istişare vesilesidir, bir sohbet, bir muhasebe vesilesidir.

Bakınız, Yasemin Hanım da bahsetti 3Y bizim kongrelerimiz, bir formaliteyi yerine getirmek için yapılmıyor. Elhamdülillah, gittiğimiz her yerde halkımızla konuşuyoruz. Kongre bir istişare vesilesidir, bir sohbet, bir muhasebe vesilesidir. Sadece kongre gelenlerle muhasebe etmiyorum. Ardahan’dan Kars’a geçerken, Susuz’da oturdum bir ilçede bir buçuk saatimi neredeyse iki saatimi ayırdım tek tek vatandaşları dinledim. Sürpriz bir ziyareti beklemiyorlardı. Bütün dertlerini bize açtılar. Ardahan’da, hayvancılık üzerine konuştuk. Sonra Batman sokağına indim. Batman caddesinde, güneydoğunun işsiz gençleri üzerine konuştuk.  Daha sonra Alanya’ya indik. Alanya Pazarı’na, Yörük Pazarı’na girdim. Yörük pazarında, muz üreticilerinden, domates üreticilerine ve turizm sektörüne kadar her şey dinledik. Diyarbakır’a gittik. Geç vakte kadar Diyarbakır sokağa ayaktaydı her yerde bizi surun esnafıyla konuştuk şimdi bugün Bartın’a geldiğimiz andan itibaren, Bartın sokağındaki esnafla konuşuyoruz, halkla dertleşiyoruz. Bir eve de ziyarette bulundum. Sizden de bir ricam var. Ziyaret ettiğimiz, hasbelkader balkonda mütebessim bir hanımefendi gördüğümüzde girdiğimiz evde Belinay isimli ilk dünya güzeli bir kızımız var. Biraz sağlık problemleri var ona dua edin Allah sağlık sıhhat versin bütün Bartın’a da Belinay kızımız da.

Eğer 2020 yılında, yani 21.yüzyılın ortasında, ortasına doğru giderken ilk çeyreği tamamlanırken, bir ülkenin Cumhurbaşkanı halkına dönük refah ölçüsü olarak buzdolabı, çamaşır makinesi ve bulaşık makinesinden bahsediyorsa yüz yıl geride demektir yüz yıl.

Halk sıkıntı içinde, halk bir nefes, bir ümit bekliyorum. Dün akşam, Sayın Cumhurbaşkanı’nı dinlerken bu 3Y meselesi, bir kez daha gözümün önünden geçti gitti. Yoksulluk, yolsuzluklar ve yasaklar! Gelin birer birer bakalım.

Yoksulluklar, Cumhurbaşkanı dün akşam dinlerken hüzünlendim, eski bir mesai arkadaş olarak hüzünlendim. Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşı olarak, Cumhurbaşkanlığı makamında, eski arkadaşımın meselelere bakış tarzını görünce hüzünlendim. Niye mi? Eğer 2020 yılında, yani 21.yüzyılın ortasında, ortasına doğru giderken ilk çeyreği tamamlanırken, bir ülkenin Cumhurbaşkanı, halkına dönük refaha ölçüsü olarak buzdolabı, çamaşır makinesi ve bulaşık makinesin den bahsediyorsa yüz yıl geride demektir yüz yıl.

2020 yılında, refah ölçüsü bu ülke için bu millet için buzdolabı çamaşır makinesi olamaz.

Evet Sayın Cumhurbaşkanı, herhalde çocukluk hatıralarıyla yaşıyor. Bizim çocukluğumuzda, ben Konya’dan, o da Rize’den belki babası daha önceki dönemde geldiklerinde, 50’li, 60’lı yıllarda yani buzdolabı sahibi olmak lükstü. Çamaşır makinesi yeni yeni 70’li, 80’li yıllardaydı. Ama 2020 yılındayız Sayın Cumhurbaşkanı, 2020 yılındayız! 2020 yılında, refah ölçüsü bu ülke için bu millet için buzdolabı çamaşır makinesi olamaz.

Bunlar, asgari her evde olması gereken hususlardır. Bunların satış rakamları üzerinde de refah ölçüsü ilan edemeyiz, açıklayamayız. İkinci olarak Diyarbakır’da Sur’da gezerken bir esnaf şöyle seslendi bana; Sayın Başbakanım,

Buzdolabı rakamlarını verenlere söyleyin buzdolabı var ama içini dolduramıyoruz içini dolduramıyoruz dedi. Mesela buzdolabı olması değil içinin doldurulması.

Şu andaki enflasyon rakamları itibariyle, dünyanın en yüksek enflasyon rakamına sahip olan ülkelerden biriyiz.

Bugün gerçekten Anadolu’da insanlar, işsizlikten enflasyondan Türk Lirası’nı değer kaybından her geçen gün yoksullaşıyor. Ve bu rakam bu konuda rakamlarla oynamak derde şifa değildir! Rakamlar üzerinden konuşacaksak buyurun konuşalım! Sayın Cumhurbaşkanı iki bin bir yılından, iki bin yirmi yılına atıflarda bulunuyor. Dikkat ederseniz verdiği en olumlu rakamlar da iki bin on altı yılına ait. Şimdi şöyle bir sözü sorma vaktidir; son iki yıl içinde Cumhurbaşkanı hükümet sisteminden sonra ya da biz Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra bu rakamlar nereden nereye geldi? Enflasyondan başlayalım, biz ayrıldığımızda ki 16    Mayıs’ta Türkiye’de, üretici enflasyonu yılda, arkadaşlar yılda %3.2 idi. Tüketici enflasyonu, %5,6 idi.  Şimdi %12 enflasyon var Sayın Cumhurbaşkanı. 2018 yılda %25’ten, %12’ye düşürmeyi başarı addediyor. Peki yüzde yirmi beş ekim çıkardı, siz çıkardınız, bu cahili ekonomi yönetimi çıkardı 2018 yılında. Ve şu andaki enflasyon rakamları itibariyle, dünyanın en yüksek enflasyondan, enflasyon rakamına sahip olan ülkelerden biriyiz.

Olgun üzüm zannettiğiniz Hazine Maliye Bakanın Koruma politikalarıyla yüzde altmış değer kaybetti Türk Lirası, yüzde altmış.

%0.4’tür gelişmiş ülkelerde enflasyon şimdi. Gelişmekte olan ülkelerde %4.2 ‘dir , %4.2! Türkiye’de %12 yani gelişmiş ülkelerin 30 katına, gelişmekte olan ülkelerin 3 katı kadar enflasyon kaybı var ve Cumhurbaşkanı bizim bu rakamdan memnun olmanı istiyor.  Siz memnun olursunuz da pazara inen halk her geçen gün artan fiyatlardan memnun olabilir mi? Evet bakalım, döviz kurlarına bakalım. 2016 yılında döviz kuru, 2.85’ti biz bıraktığımızda hatta o krizi parti içinde yaratmadan önce 2.60’tı. Ama şimdi 7.30! Yüzde yüz elli beş Türk lirasına değer kaybettirmişsiniz. Cumhurbaşkanı hükümet sisteminden bu yana da iyi yani olgun üzüm zannettiğiniz Hazine Maliye Bakanı’nın Koruk politikalarıyla yüzde altmış değer kaybetti Türk Lirası, yüzde altmış. Ve siz böyle bir değer kaybı yaşanırken Türk lirasını korumak yerine, Hazine Maliye Bakanı korumayı tercih ediyorsunuz.

Her zaman söyledim bir daha söylüyorum görevde olanların görevi, bir bakanı korumak değildir, Türkiye’nin ve milletimizin onuru olan Türk lirasını korumaktır arkadaşlar, Türk lirasını!

Her zaman söyledim bir daha söylüyorum görevde olanların görevi, bir bakanı korumak değildir, Türkiye’nin ve milletimizin onuru olan Türk lirasını korumaktır arkadaşlar, Türk lirasını! Sayın Cumhurbaşkanı gayrisafi Milli hasılanın iki yüz otuz altı milyardan, yedi yüz elli milyara çıktığını söylüyor dolar olarak. Peki şu niye söylemiyor? 2016 yılında GSMH, biz bıraktığımızda sekiz yüz yetmiş altı milyar dolardı siz onu sekiz yüz yetmiş altı milyar dolardan yedi yüz elli milyar dolara indirdiniz. Ve en acısı, Merkez Bankası rakamlarına, şaşırdım. Onun için Sayın Cumhurbaşkanı’nın derhal etrafına bir çekidüzen vermesi lazım.

Herhangi bir cami önünde ekonomi konuşulmaz. Ekonomi, ciddiyetle bir şekilde yani bir basın toplantısıyla dün yapıldığı gibi konuşulur.

Cuma günü, Ayasofya’nın önünde, ekonomi, bir cuma namazı sonrası, Ayasofya’nın önünde konuşulmaz ve herhangi bir cami önünde ekonomi konuşulmaz. Ekonomi, ciddiyetle bir şekilde yani bir basın toplantısıyla dün yapıldığı gibi konuşulur. Bakın ne oldu. Cuma günü yaptığı basın toplantısında Ayasofya Meydan’ında, Merkez Bankası rezervini yüz beş milyar olarak söyledi. Dün ise doksan milyar! Şimdi sormak hakkımız değil mi? Bu on beş milyar dolar üç gün içinde nereye gitti? Bir yere gitmedi.

Devletin, sadece Türk lirasını korumak için kullandığı rezerv, doksan milyar dolara çıkmış, ihtiyat akçesi kırk milyar Türk Lirası kullanılmış. Şimdi bu rakamlardan sonra geldiğimiz yer, tam bir yoksulluktur arkadaşlar.

Rakamlara vakıf değilseniz her gün önünüze başka rakam verirler ve sizi yanlış yönlendiriyorlar. Biz gerçek rakamı söylüyoruz evet doksan bir beş milyar rezerv brüt, rezerv var ama net rezerv yirmi altı milyar dolar! Net rezerv yirmi altı milyar dolar. Swap işlemlerini çıkardığınızda, değerli arkadaşlar, swap işlemleriyle ilgili ülkelerin karşılığı Milli paralarının tutulması sonucu ortaya çıkan swap işlemleri yükümlülükleri çıkarttınız da Merkez Bankasının döviz rezerve, eksi otuz iki nokta dört milyardır eksidir ekside. Bunları karamsar bir tablo çizgi çizmek için söylemiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve ekonomi ekibinin gerçeklerle yüzleşmesi için söylüyoruz. Son iki yıl içinde, devletin faiz harcamaları, yüz elli beş milyara çıkmış, yüz yirmi beş milyara çıkmış. Devletin, sadece Türk lirasını korumak için kullandığı rezerv, doksan milyar dolara çıkmış, ihtiyat akçesi kırk milyar Türk Lirası kullanılmış. Şimdi bu rakamlardan sonra geldiğimiz yer, tam bir yoksulluktur arkadaşlar.

Uzun zamandır bu iktidardakiler halktan kopuktur, halkın hissiyatından kopuktur, halkın dertlerinden kopuktur! Ama en önemlisi halkın vicdanından kopuktur, vicdanından!

Yoksulluğun ölçüsü nedir Sayın Cumhurbaşkanı buradan hitap etmek isterim. Yoksulluğun ölçüsü, asgari ücret ile dünya standardı nerede olduğunuz, 2016 yılında asgari ücretin karşılığı dört yüz seksen beş yüz dolar civarındaydı. Şu anda asgari ücretin karşılığı, üç yüz kırk dolardır. Asgari ücret, dört yıl içinde uluslararası bazda yüzde otuz, yüzde kırk değer kaybetmişse bu halk yoksullaşıyor demektir bunu görmeniz lazım. Ama bunu görmek için halkın içinde yaşamak lazım, halkı hissetmek lazım, şu Bartın sokağını dolaşmak, Bartınlıları dinlemek lazım. Uzun zamandır bu iktidardakiler halktan kopuktur, halkın hissiyatından kopuktur, halkın dertlerinden kopuktur! Ama en önemlisi halkın vicdanından kopuktur, vicdanından!

Kendini anlamayanlara bu halkın verdiği en büyük ceza, onları sandıkta iktidardan indirmektir

Yoksulluk tablosu bu! İşçimiz dert yanıyor, esnafımız dert yanıyor, çiftçimiz dert yanıyor. Herkes, ülke, yangın yerinde ve siz, dünyanın uçuşa geçmiş bir ülkesiyiz diye bir hayal aleminde geziyorsanız, bir gün bu hayal aleminden indiğinizde iktidardan da inmiş olursunuz iktidardan da! Ve o gün gelecek. Kendini anlamayanlara bu halkın verdiği en büyük ceza onları sandıkta iktidardan indirmektir.

Kaynakları israf eden, kötü kullanan, verimsiz kullanan bir iktidar söz konusuysa, o kaynaklar bu doğru bir zeminde kullanılmıyorsa yoksulluk, bir doğal sonuç haline gelir!

İşte, bu yoksulluk düzeyine gerilemişken halk, toplumuz yoksulluktan bahsetmeyi yasaklıyorlar! Peki yoksulluğun sebebi, kaynağı nedir? Bu ülke, fakir bir ülke mi kaynakları zayıf bir ülke mi? Hayır! Maalesef bütün kaynaklarımıza rağmen, bu kaynakları israf eden, kötü kullanan, verimsiz kullanan bir iktidar söz konusuysa, o kaynaklar bu doğru bir zeminde kullanılmıyorsa yoksulluk, bir doğal sonuç haline gelir! Eğer yolsuzluklar bu kadar yaygınlaşmışsa, eğer yolsuzlukların hesabı sorulamıyorsa yoksulluk kaçınılmaz sonuç haline geldi.

Biz geriye bakmıyoruz geleceğe bakıyoruz geleceği inşa etmeye çalışıyoruz!

Şimdi buradan çağrıda bulunuyoruz! Eski defterleri açacağınıza, iki bin iki defterlerine bakın, bugünkü defterlere bakın, bugünkü ihalelere bakın, bugünkü projelere, bugünkü yolsuzluklara bakın. İki bin iki rakamlarıyla iki bin yirmi rakamları karşılaştırdığınızda hani Anadolu’da sık denir ya müflis tüccar eski defterleri karıştırır, müflis olduğu iddia ispat etmiş olursunuz. Ama bugüne bakın ve geleceğe bakın! Biz geriye bakmıyoruz, geleceğe bakıyoruz, geleceği inşa etmeye çalışıyoruz. Yolsuzluk öylesine bir hal almış ki bugün, ülkenin dar kaynakları, birkaç şirkete peşkeş çekilir hale gelmiş. Bakınız son birkaç ay içinde piyasaya enjekte edilen para yetmiş yedi milyar Türk Lirası. Yani, parasal mali genişleme ile para basılıyor bu ihtiyaçtı. Biz de söyledik Gelecek Partisi olarak ama dedik ki bunun bütçe revizyonu için de yapın ve hesabını verin. Ama bugün, o hesap verilemiyor.

Yolsuzlukların engellenmediği bir yerde, yoksulluğun engellenmesi mümkün değil ve yolsuzluğun bir kaynağı eğer ihale usulünde ihalelerdeki haksızlıklar, yanlışlıklar, objektif kriterlerden kopma ise bir diğer kaynadığı arkadaşlar nepotizm’dir nepotizm.

Yetmiş yedi milyarın on iki milyarı fakire ve ihtiyaç sahibine dağıtılmışsa, geri kalan altmış beş milyarı nereye gittiğine dair bir hesap verilmiyor. Bu rakamlarla, Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın verdiği rakamlar. Bakın Bartın’ın, 25 yıldır uzun zamandır bekleyen Bartın ırmağının ki, mucizevi bir yerdir, denize, deniz ulaşımına açık tek ırmaktır Türkiye’de, oran ıslahı için harcanacak kaynak, devede kulak bile değilken buraya kaynak ayırmıyorlar. Efendim Bartın çevre yolu hep gündemde. Ona kaynak ayırmazlar. Temelini 2018 yılında attıkları Devlet Hastanesi; dört yüz yataklı, onun temelin üstüne bir bina yapmazlar ama pandemiyi bahane edip, Atatürk Havalimanı’nın pistlerini kırarlar, ve bazı şirketlere milyarlarca liralık kaynak aktarırlar. İşte Türkiye’nin yoksulluğunun sebebi bu yolsuzluklardır herkesin bunu bilmesi ve görmesi lazım. Yolsuzlukların engellenmediği bir yerde, yoksulluğun engellenmesi mümkün değil ve yolsuzluğun bir kaynağı eğer ihale usulünde, ihalelerdeki haksızlıklar, yanlışlıklar, objektif kriterlerden kopma ise bir diğer kaynadığı arkadaşlar nepotizm’dir nepotizm. Yani akraba kayırmacılığıdır, yani yakın kayırmacılığıdır.

Eğer Türkiye’yi son iki yıl içinde bu ekonomik krizin içine sokan, Türk Lirası’na yüzde altmış değer kaybettiren enflasyonu, yüzde yirmi beşlere çıkaran sonra yüzde on ikiye indirdim diye övünen, milli gelir kişi başına, Milli geliri on bin dokuz yüz yetmiş dolardan sekiz bin sekiz yüz dolara düşüren başka bir Bakan olsaydı Hazine Maliye Bakanı olarak görevine devam edebilir miydi soru budur!

Pamukkale Üniversitesi Rektörü eşini, şimdi soralım çok açık bir şekilde soralım bunları konuşalım eşini, özel bir sınavla sadece eşinin kriterlerine uygun bir sınavla, üniversitede görev verme meşruiyetini gücünü cüretini nereden aldı arkadaşlar. Nereden aldı bunu sormak lazım! Mesela Pamukkale Üniversitesi Rektörü’nü görevden almak değil, bu zihniyete son vermek kuzeni yeter. Bizim dönemizde böyle bir şey olur muydu olmazdı. Çünkü yakınlarına görev veren kendi bulundukları makamlara ya da görev verenleri birer birer kamudan aldık ve kapının önüne koyduk. Kimse buna cesaret edemezdi. Ama şimdi, yukarıya doğru bakıldığında neredeyse devletin en kritik yerlerine, en yakınlarını getiren devlet yöneticilerini gördüklerinde, herkesin kendi yakınlarına iş bulmak için bulundukları makamı kullanmayı meşru görürler. Şimdi çok açık bir soru soruyorum çok açık! Eğer Türkiye’yi son iki yıl içinde bu ekonomik krizin içine sokan, Türk Lirası’na yüzde altmış değer kaybettiren enflasyonu, yüzde yirmi beşlere çıkaran sonra yüzde on ikiye indirdim diye övünen, milli gelir kişi başına, Milli geliri on bin dokuz yüz yetmiş dolardan sekiz bin sekiz yüz dolara düşüren başka bir Bakan olsaydı Hazine Maliye Bakanı olarak görevine devam edebilir miydi soru budur!

Türk ekonomisi bir yangın yerine dönmüş ama hesap veren yok!

Bütün bu ekonomik verileri dahi kendi zaviyesinden değerlendiren Sayın Cumhur Cumhurbaşkanı bile o bakana alır kapının önüne koyardı. Bugün o bakanın kapının önüne konulamamasının sebebi bu nepotizmdir, akraba kayırmacılığıdır. Ve objektif kriterlerden ehliyetten ve liyakatten kopuştur. Onun için, daha AK Parti içindeyken, partimin içindeyken onun Genel Başkanlığı yapmış birisi olarak verdiğim her raporda, akraba kayırmacılığa son verin dedim. Ve şunu söyledim ; devleti bir bina gibi düşünün. Geçen sene Elazığ konuşmasında, Diyarbakır konuşmasında, devleti bir bina gibi düşünün. O binanın içinde çocuklarınız varsa ve o binada bir deprem olursa, önce siz kendi yakınlarını korumaya çalışırsınız, binayı da o binadaki insanlar da unutursunuz! Bugünde olan budur. Türk ekonomisi bir yangın yerine dönmüş ama hesap veren yok. Her fırsatta anlı şanlı nutuklar atan, uçuşa geçiyoruz diyen Hazine Maliye Bakanı nerede? Bir haftadır, insanlar dövizde kalkıyorlar, dövizli oturuyorlar. Döviz cirit atıyor, Euro cirit atıyor, altın cirit atıyor, Türk Lirası’nın belini büktüler bunlar karşısında! ortada bunu izah edecek tek bir babayiğit yoksa işte bizim gibi babayiğitler meydana çıkar ve hesabı sorar.

Bizim gelecek perspektifimizde, gelecek ekonomi modelimizle ülkenin her bir kaynağın da tek bir kuruşunu dahi gözeten, ona halel gelmesindense canını ortaya koyacak olan bir şeffaflık anlayışıyla hareket eden bir ekiple yola çıkıyoruz.

Bu millet sahipsiz değil bu ülke sahipsiz değil Türk Lirası da sahipsiz değil. Biz, ona nasıl sahip çıktığımız geçmişte gösterdiğimiz gibi gelecekte de sahip çıkacağız. Bakınız, bizim gelecek perspektifimizde, gelecek ekonomi modelimizle ülkenin her bir kaynağın da tek bir kuruşunu dahi gözeten, ona halel gelmesindense canını ortaya koyacak olan bir şeffaflık anlayışıyla hareket eden bir ekiple yola çıkıyoruz.

Millete yeni vergilerle milleti boğmayın.

Şeffaflık diyoruz, şeffaflık diyoruz, şeffaflık diyoruz. Şeffaflığın olduğu yerde yolsuzluk olmaz! İmar Yasası diyoruz; çünkü imar yasasında olduğu yerde, şehirler çirkinleşmez. Yolsuzluklar, İmar Yasası üzerinde imar düzenleme üzerinden yapılan yolsuzluklar, ortadan kalkar. Siyasi ahlak diyoruz çünkü siyasi ahlakın olduğu yerde akraba kayırmacılığı olmaz. Bürokrasi ile iş dünyası bakanlarla iş dünyası iç içe ilişkiler içine girmez. Onun için biz demokrasi diyoruz daha fazla özgürlük diyoruz. Çünkü demokrasinin olduğu yerde böyle hatalar yaşansa bile ortaya çıkar. Ama şimdi, yolsuzluklardan beslenen bir yoksulluk, yoksulluktan güç bulan ve gittikçe bir kesimin semirmesine yol açan yolsuzluklar dünyasıyla karşı karşıyayız. Eğer kaynak sıkıntısı varsa Sayın Cumhurbaşkanı ve bütün devlet erkanına sesleniyorum! Sizden başlayarak bir tasarruf tedbirleri açıklayın. Ama sizden başlayın! Kendinizden başlayın, uçaklarınızdan başlayın, lüks konutlarınızdan başlayın, tekrar tekrar yapılan saraylardan başlayan akrabalarınız ayrıldınız kaynaklardan başlayın! Millete yeni vergilerle milleti boğmayın.

Türkiye Cumhuriyeti’nin başında kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin başında olan iktidarın yanında oluruz.

Bakın dış mihraklar diyorlar. Allah aşkına yıllarca Dışişleri Bakanlığı yapmış, bu konuda tezler vermiş birisi olarak davet ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı da dış mihraklar diyerek, Hazine Bakan emperyalizme karşı korumak için neredeyse Cihad açmış olanlara sesleniyorum! Arkadaşlarım şu dış mihrakın adını bir koyalım! Kim bu dış mihrak kimdir söyleyin! Hep beraber ona karşı mücadele edelim. Yandaş gazetelerinizin Reis Trump diye övgüyle bahsettiği ve şimdi önümüzdeki seçimleri kaybetmemesi için neredeyse dua ettikleri ama size aptal olma diye hitap eden Amerikan Başkanı mıdır dış mihrak? Oturup kalktığınız ve sürekli dostluk mesajları verdiniz Rusya mıdır,

Avrupa mıdır? Yoksa kapılarına gidip Washington’da İngiltere’de biraz swap işlemleri için merhamet dilendiğiniz, FET

Amerikan Merkez Bankası mıdır, İngiliz Merkez Bankası mıdır? Çıkın söyleyin elimizde istihbarat var. Söyleyin bizde bilelim dış mihrakı ona karşı omuz omuza mücadele edelim! Vereceğiniz her mücadelede yanınızdayız. Hiçbir şekilde Türkiye oyun oynayan hangi dış mihrak varsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin başında kim olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin başında olan iktidarın yanında oluruz.

Libya Politikanızın arkasında durduk, hiç tereddüt etmedik, haklıyız! Doğu Akdeniz politikanızın arkasında duruyoruz haklıyız. Şimdi de diyoruz açıklayın bu dış mihrakı varsa açıklayın! Anonim konuşmayın.

Dış mihraklardan şikâyet edip onların oyununu bozamayanlar Türkiye’yi yönetemezler.

Çok çarpıcı birkaç şeyi anlatayım anekdotu; Dışişleri Bakanı iken sonra Başbakan iken tekrar ettik, Brüksel’e gittiğimde, muhataplarımla oturduğumda Dışişleri bakanlarıyla. Daha sonra Başbakanken de benzer bir olay tahakkuk etti dedim ki ben dedim Brüksel’de bir hayalet var onu arıyorum. Şaşırdılar ne hayaleti dediler yok yok burada bir hayalet var dedim bütün konulara karar veren onu bir bulursam dedim sizinle konuşmayacağım, onunla müzakere edeceğim. Nereden çıktı dediler? Tek tek sizlerle konuşurken hepiniz Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine taraftarsınız ama Brüksel’de bir araya gelince bir türlü bu konuda karar alamıyorsunuz herhalde Brüksel’de benim tanımadığım bir hayalet var ki bu kararları o veriyor şimdi de bu dış mihrak öyle bir hayalet ki tanımlanamıyor.

Ama aynı Sayın Erdoğan 2001’de 2002’de dış mihrak argümanına karşı çıkıyordu ve haklıydı. Arkadaşlar, bir dış mihrak varsa ve Türkiye karşı oyun oynuyorsa, o dış mihrakın oyununu bozmakta bugün ki iktidarların asli ve öncelikli görevidir. Dış mihraklardan şikâyet edip, onların oyununu bozamayanlar Türkiye’yi yönetemezler. Yönetemezler biz buradayız. Hangi dış mihrak varsa yanınızdayız ne yapmak gerekiyorsa sonuna kadar destek vereceğiz.

Sorun Ankara’da ise çözüm de Ankara’dadır ve Gelecek Partisi, Anadolu’yu seksen bir vilayeti adım adım dolaşarak, Ankara’da buna çözüm bulacak şekilde iktidara gelecektir Allah’ın izniyle.

Ama eğer dış mihrak yok da kendi cehaletinizi, kendi basiretsizliğinizi, kendi liyakat çizdiğinizi, kendi yanlış politikalarınızı, dış mihrak örtüsüyle örtmeye çalışıyorsanız, bilin ki son ana kadar millet adına, hesap sormaya, soru sormaya, cevap istemeye devam edeceğiz! İşte her konu, dış mihraka atfedildiğinde, emperyalizme karşı bir mücadele veriliyorsa işte hep beraber vereceğiz. Göğüs göğüse de vermeyi biliriz burada artık bu soruların cevabının verilmesi lazım. Ama ben size söyleyeyim, böyle onların sık sık gidip kapılarında veya salonlarda görüştükleri dış mihraklar falan değil bu kriz yüzde yüz, Ankara’da, maalesef cahil ve yeteneksiz bir ekonomi yönetimin elinde ortaya çıkmış bir krizdir, çözümü de oradadır. Sorun Ankara’da ise çözüm de Ankara’dadır ve Gelecek Partisi, Anadolu’yu seksen bir vilayeti adım adım dolaşarak, Ankara’da buna çözüm bulacak şekilde iktidara gelecektir Allah’ın izniyle.

Türk yargı sistemi itibarlı, adaleti ile anılan bir sistem olmak zorunda!

Ankara, şikâyet yeri değildir! Ankara İstiklal Savaşı’nı yürüten bir başkenttir. İstiklal Savaşı’nı yürütenler, Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları dış mihraklardan bahsederek de İstanbul’da oturuyor olsalardı, Ankara’ya geldiklerinde onlardan şikayet ediyor olsalardı, İstiklal savaş olmazdı. Ankara, çözüm yeridir, Ankara çözüm yeridir şikâyet yeri değildir. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenlerin başını dik tutacakları bir yerdir, bir başkenttir. Yoksa kriz eğer dış mihrak ise, en büyük kriz ne sebeple yaşandı açık rahip Branson davası değil mi? Kurda o 2018 yılındaki kur atakları dediğimiz olay. Peki niye yaşandı rahip Brunson davası ve şimdi rahip Bronson nerede?

Enflasyonu yüzde yirmi beşe, kurun yedilere doğru tırmanmasına sebep olan rahip Branson nerede? Sayın Cumhurbaşkanı rahip Bronson’ı ajan ilan etmişti ve ne olursa olsun hayatım pahasına da olsa vermeyeceğim demişti.

Hem bize  bu kriz yaşatıldığı, büyük bir ekonomik kriz hem de bazı tehditler karşılığında rahip Bronson Amerika verildi. O zamanda söyledim. Türk yargı sistemi itibarlı, adaleti ile anılan bir sistem olmak zorunda! Kim olursa olsun,

suçsuzsa hapiste tutulmamalı, suçlu ise yedi düvel gelse verilmemeliydi arkadaşlar verilmemeliydi. Ama siz şimdi önce suçlu ilan edip, sonra sonra baskılara boyun eğip verdikten sonra, iyi bir kriz yaşadıktan sonra şimdi, kura atağından bahsediyorsanız buna itibar edilmez.

Geçen sene bu vakitler, Milli güvenliğimizin ana omurgası olarak söylenen S-400’ler nerede?

Peki, kaynak israfı mı? Bakın, hiç konuşulmayan bir konudan bugün bahsedeceğim ve bundan sonra da gündemde tutacağız. Herkes de tutmadı! Türkiye milyarlarca doları S-400’e yatırdı. Ve milyarlarca dolar yatırdığı F-35 Projesi’nden de çekilmek zorunda kaldı. Yani S-400, stratejik bir yatırım olarak güvenlik unsuru olarak Rusya’dan alındı, bunun karşılığında da yıllardır emek verdiğimiz, proje ortağı olduğumuz F-35’ten de çıkarıldık. Şimdi bakın kaç yönlü zarar! Peki S-400 nerede şimdi?  Geçen sene bu vakitler, Milli güvenliğimizin ana omurgası olarak söylenen S-400’ler nerde? Bu soruyu sormak hakkımızdır ve görevimizdir. Nisan ayında devreye gireceği iddia edilen Geçen sene bu vakitler, Milli güvenliğimizin ana omurgası olarak söylenen S-400’ler niye devreye girmedi, gerekçesini söyleyin! Devreye girmeyecekse milyarlarca dolar bu ülkenin kıt kaynağı bu ekonomik krizde Geçen sene bu vakitler, Milli güvenliğimizin ana omurgası olarak söylenen S-400’lere niye yatırıldı? Peki geçen sene bu vakitler, Milli güvenliğimizin ana omurgası olarak söylenen S-400’ devreye girmedi. F-35 projesi içinde miyiz? Hayır, yine milyarlarca dolarlık, yatırımlarımızın olduğu ve ortak olduğumuz, bazı parçalarını bizim üreteceğimizi ve Türk sanayine katkıda bulacak F-35 projesinden niye ayrıldık?

Dış politika, bir ülkenin itibarıdır, dış politika aptal olma diyen bir lidere kısa bir süre sonra gidip huzurunda mektubu takdim etmek demek değildir. O mektubu daha Ankara’ya ulaşmadan aynen Washington’a geri göndermektir.

Arkadaşlar bu basiretsizliktir! Niye ayrıldık biliyor musunuz? Bunlar dış politikayı, kişiselleştirilen şahsi eleştirilen ve karşılıklı olarak liderler arasında şova dönüştürülen bir iş zannediyorlar. Dış politika, bir ülkenin itibarıdır, dış politika aptal olma diyen bir lidere kısa bir süre sonra gidip huzurunda mektubu takdim etmek demek değildir. O mektubu daha Ankara’ya ulaşmadan aynen Washington’a geri göndermektir.

Bu fakir ülke, şu anda maalesef böyle yoksullaşmış bir ülkeye, birde S-400 faturası yüklenmemeliydi. Bu devleti zarara sokmaktır, bu öngörüsüzlüktür.

Şimdi bunları niye zikrediyorum açmak istemezdim ama dış mihraklar bunlar ve siz bu dış mihraklarla resim verdiğinizde, dünya lideri olarak anılmak istiyorsunuz. Yurtdışında resim verdiğinizde dünya lideri, Türkiye içine girdiğinizde dış mihraklar! Bu olmaz. S-400 projesi ile ilgili de net olarak söylüyorum! Ya ihtiyaç varsa o hemen devreye sokulmalıydı ya da alınmamalıydı.

Bu fakir ülke, şu anda maalesef böyle yoksullaşmış bir ülkeye, birde S-400 faturası yüklenmemeliydi. Bu devleti zarara sokmaktır, bu öngörüsüzlüktür. F-35 projesi de ne olacaksa en kısa zamanda karar verilmelidir. Şimdi dış mihrak argümanı kolay gelebilir herkese meşrulaştırmak için de detaya indiğimizde o dış mihrakın kaynaklarını sorarlar ve sormaya devam edeceğiz.

Yasaklar, yolsuzluk ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi halka göstermemek için uygulanan yasaklar kurallardır.

Peki yoksulluk ve yolsuzluk böyle iç içe geçmiş bir haldeyken, yasakların burada konumu ne biliyor musunuz? Yasaklar, yolsuzluk ile yoksulluk arasındaki ilişki halka göstermemek için uygulanan yasaklar kurallardır. Çünkü eğer yasaklar varsa, düşünce özgürlüğü yoksa, siz, olan yolsuzlukları konuşamazsınız. Yoksulluktan bahsedemezsiniz! İşte bugün yasaklar düzeni yolsuzlukları ve yoksulluğu örtmek için kullanılan bir araçlardır.

 Onlar bize medyayı yasaklayabilir ama milletimizin gönlünü bize yasaklayamazlar, yasaklayamayacaklar.

Sosyal medya yasağı da böyle, bize uygulanan medya yasağı da böyle, çünkü biliyorlar ki biz televizyonlarda da, ana mecrada da konuşmaya başladığımızda, Türkiye’de herhangi bir siyasi denklemin aynen kalması mümkün değildir. O denklem değişecek. Hiç kimsenin şüphesi olmasın! Peki, bu medya yasağı bizi engelledi mi? işte Anadolu’yu dolaşıyoruz. Onlar bize medya yasaklayabilir ama milletimizin gönlünü bize yasaklayamazlar, yasaklayamayacaklar.

Sokak sokak, mahalle mahalle, belde belde gidip anlatacağız.

Bakanı eleştirenleri, köpeklerin havlaması diye tanımladı. Ve bunu söyleyen bugün Türkiye Büyük Millet Meclis’inde bir Milletvekili, iktidarın sözcüsü gibi!

Bakın, bir hareketin, bir iktidarın, bir siyasi partinin nereye geldiğini gösteren acı bir tablo.  O gün, hani Hazine Maliye Bakanı’nı emperyalistlere karşı korumak için, sosyal medya trolleri tarafından başlatılan kampanya milletvekilleri de katıldı ve bir milletvekili işte iklimin, işte atmosferin, insanları nasıl bozduğunu gösteren çok çarpıcı bir tablo olarak zikrediyorum, söylemeye bile haya ediyorum. Bakanı eleştirenleri, köpeklerin havlaması diye tanımladı. Ve bunu söyleyen bugün Türkiye Büyük Millet Meclis’inde bir Milletvekili, iktidarın sözcüsü gibi. Daha çok geçmeden on sekiz on yıl önce, seçime oy veren seçmene bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam diye hakaret edenlere karşı yola çıkmış olanlar, bugünkü iktidarın temsilcileri, bugün kendilerini eleştirenlere köpeklerin havlaması diye seslenebiliyorlarsa oturup bir düşünmeliler.

Onlar bize ne söylerlerse söylesinler, ne yaparlarsa yapsınlar bundan sonra nefret onlara, muhabbet bizedir;  kabalık onlara, nezaket bizedir; akıl dışılık, onlara basiret bizedir.

Bırakın bir siyasetçinin, bir milletvekilinin ben söylerken de atıfta bulunurken utandığım bu sözü, sıradan bir insan bile nezaket kuralları gereği söyleyemez. Hani Şeyh Edebali demişti ‘’Bundan sonra öfke bize, sükunet size’’, diye.

Ama bunlar öfkenin, kibrin, egonun adresi haline geldiler. Kendilerinden başka herkesi susturmaya, kendi düşündüklerinden başka herkesi, düşündükleri şeylerden başka her şeyi yasaklamaya çalışıyorlar. Bize karşı da ne kadar ağır hakaretlerle saldırdıklarını görüyorsunuz. Ama biz, bütün gelecek önlerine bir genel kural olarak prensip olarak siyasi kuralım ki siyaseti Başkanımız heyet üyelerimiz de burada zikrediyorum. Onlar bize ne söylerlerse söylesinler, ne yaparlarsa yapsınlar bundan sonra nefret onlara, muhabbet bizedir; kabalık onlara, nezaket bizedir; akıl dışılık, onlara basiret bizedir. Ve şunu da söyleyeyim, iktidardan uzaklaşmaktan korktukları için söylüyorum bundan sonra korku onlara bu cesaret bizedir. Çünkü artık bütün meseleleri sadece iktidarda daha uzun kalmak bir şeklinde bir hedef odaklanmıştır.

En büyük anket, sokak anketidir. Biz o sokakların içinden, o halkın arasından geldik

Değerli Arkadaşlar, biz, milletin sesi olmaya milletin nefesi olmayı ayarlı bir şekilde yola çıktık. Son iki hafta içinde Anadolu’da gördüğüm manzara bana büyük bir ümit veriyor. Geçen sene bu vakitler zihnimizde bir düşünce olan yeni bir siyasi hareketi başlatma fikri bugün, düşünce olmaktan çıkmış bir eyleme dönüşmüştür. Ete kemiğe bürünmüştür ve milletimizin kalbine yüreğine girmiştir. Hiç tereddüttünüz olmasın! Yönlendirilmiş anketler ya da korku ortamında cevap veremeyen seçmenin etkisiyle yön birtakım saptırılmış anketler sizi hiç yanıltmasın.

En büyük anket, sokak anketidir. Biz o sokakların içinden, o halkın arasından geldik. O halka dönerek onunla birlikte milletin anketini yapacak, inşallah emin adımlarla emin adımlarla önce etkin bir muhalefet sonra da vakur ve milletin çıkarını koruyan dürüst ve temiz bir iktidar olacağız inşallah.

Kadınlarımızı daha çok siyasette görmek istiyoruz. Kadınlarımızı daha çok sosyal hayatın içinde görmek istiyoruz. Kim ne derse desin bu kadınların mağdur edildiği bir Türkiye, kadınların mahsun olduğu bir ülke istemiyoruz ve böyle bir ülkede izin vermeyeceğiz.

Bu düşüncelerle Bartın İl Kongremizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Değerli Divana, güzel bir Kongre yönetimi dolayısıyla tebriklerimi sunuyorum. Değerli İl Başkanımız Yasemin Hanım’a hasaten teşekkür ediyorum, kendisine bir telefonda arayıp yeni bir parti kuruyoruz , Selim Bey’ de yanımızda, yeni bir harekete başlatıyoruz ,sizi de aramızda görmek istiyoruz dediğimizde hiç tereddüt etmemişti. Görüyorum ki o ses de de burada yiğit bir Anadolu kadının sesi var demiştim hatırlayacaksınız, şimdi yiğit bir Anadolu kadını, korkmayan, çekinmeyen yiğit bir Anadolu kadınının Türk siyasetine getirdiği yeni rengi de görmekten büyük onur duyuyorum. Kadınlarımızı daha çok siyasette görmek istiyoruz. Kadınlarımızı daha çok sosyal hayatın içinde görmek istiyoruz. Kim ne derse desin bu kadınların mağdur edildiği bir Türkiye, kadınların mahsun olduğu bir ülke istemiyoruz ve böyle bir ülkede izin vermeyeceğiz.

Kadınlarımızın onurunu koruyan ve gençlerimizin geleceğini aydınlık kılacak bir hareketin öncüleriyiz. İl başkanları teklif etinde Yasemin Hanım’a bir tek ricada bulunmuştu benden. İlk Kongremizi yaptığımızda geleceksiniz. Beni tanıyanlar bilir. İki elim kanda olsa dediğim anda mutlaka dediğimi yaparım Allah’ın izin vermişse ve bugün, Bartın kongremizde bulunmak bana hem bu bölgenin coğrafyasına, insana âşık olduğum için çok sevdiğim için, Amasra’yı medeniyetler şehirler kitabımı yazarken de özellikle Amasra ile ilgili ayrı bir şey yazmayı düşünmüştüm. Amasra’yı  göz bebeğim gibi sevdiğim için Bartın’ı sevdiğim için gelmek bana büyük onur verdi ama en büyük onuru da bir kadın İl Başkanımızın başarısına eşlik etmekti. Bu onuru bize yaşattığı için Yasemin Hanım’ a teşekkür ediyorum. İnşallah kadın il başkanlarımızın sayısı artıyor. Düzce İl başkanımızda burada adım adım daha çok kadın siyasetçimizin, Türk siyasetine katkıda bulunacağına inanıyorum.

Kadın elinin değdiği yere merhamet gelir, düzen gelir ve vicdan gelir!

Kadın elinin değdiği yere merhamet gelir, düzen gelir ve vicdan gelir. Onu  Bartın’da gördük ki tekrar Yasemin Hanım’a, İl teşkilatımıza ,İlçe teşkilatlarımıza, İlçe başkanlarımıza bu güzel faaliyet için teşekkür ediyorum. Özellikle dün alınan karar sonrası pandemi kurallarının çok sıkı şekilde uygulanması dolayısıyla, Salonda gösterilen titizliğe de hepinizin gösterdiği titizliğe de teşekkür ediyorum. Buraya katılamayan Bartınlılara da pandemi dolayısıyla selamlarımızı iletmenizi rica ediyorum Allah’a emanet olun Allah yolumuzu açık etsin!