Kategori:
haberler

Nesiller Arası Bir Diyalog ile Dijital Riskleri ve Olanakları Tartışma Vakti

Son günlerde kamuoyunun gündeminde sıklıkla yer alan A.K. isimli çocuğumuzla ilgili medyada yayınlanan haberler, videolar, sosyal medya yorumları, bu yorumlarda akranlarıyla kıyaslanması çocuğun sömürüsüne yol açmıştır.    

Yüksek potansiyelli bir çocuk olma ihtimali bulunan 10 yaşındaki evladımızın şimdiye kadar eğitim sistemi içinde yer almasına rağmen tanılanma ve öğrenme gereksiniminin doğru eğitim metoduyla beslenip geliştirildiğine, sağlıklı bir rehberlik hizmeti aldığına dair soru işaretleri oluşmuştur.  

Yaşanan süreç çocukta “Öğreneceğim bir şey kalmadı” duygusu oluşturarak eğitimine ket vuracak, dolayısıyla potansiyelinin gerçekleşememesi sonucuna götürecek noktaya doğru ilerlemektedir. Yine sürece ilişkin bu olumsuzluklar çocuğun psikolojisine, eğitimine, sosyal çevresiyle ve akranlarıyla ilişkisine yönelik risk faktörüdür.  

Öte yandan çocuğun eğitiminden sorumlu olan birincil muhatapların çocuğun sömürülmesine yol açan bu süreçte isteyerek veya istemeyerek rol aldıkları görülmektedir. Dolaysıyla bu muhatpların da doğru yönlendirilmeye ve acil rehberlik hizmetine ihtiyaç duydukları anlaşılmaktadır.

Yoğun paylaşımlar yapılması üzerine Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı ve Milli Eğitim Bakanı tarafından açıklama yapılarak; meseleye pedagojik açıdan yaklaşıldığı ve aileye gereken desteğin sessizce verildiği belirtilmiştir. Sayın Bakanların görüşlerine katılmakla birlikte şu hususların da vurgulanması ihtiyacı doğmuştur:

Her çocuğumuz ve gencimiz özeldir.  Her birinin yeteneklerine göre yönlendirilmesi, potansiyellerinin keşfedilip doğru beslenmesi gereklidir. Bazı çocuklarımız ve gençlerimiz akranlarına göre daha yüksek potansiyelli olabilir.

Ancak birçok çocuğumuz ve gencimizin yetenekleri keşfedilemeden törpülenmekte, tektipleştiren bir sistem içinde potansiyellerini gerçekleştirememektedir. Çocuk ve gençlerimizin potansiyelinin hangi yöne meyilli olduğu gözlemlenip doğru yönlendirildiği işlevsel bir rehberlik hizmetine ihtiyacımız vardır.

Gerek Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının gerekse Milli Eğitim Bakanlığının gerekli tedbirleri alması ve politikalar geliştirmesi yerinde olacaktır.

Dikkat çekmek istediğimiz ikinci konu ise; hızla dijitalleşen ve sürekli dönüşen bir dünyada çocuk ve gençlerimizi değişimlere en iyi şekilde hazırlamak için siyasi erkler, aile,  eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının üzerine neler düştüğünü açıkça belirlemeye ve planlamaya olan ihtiyaçtır.
Dijital dünya, gençler ve çocuklara kendilerini ifade etmek ve kültürel üretime katkı yapmak için yeni mecralar sağlamıştır. Sosyal medya yolu ile gençler ve çocuklar bugün milyonları bulan uluslararası izleyici kitlelerine ulaşabilmektedir.

Bu mecralar bir taraftan çocuk ve gençlerin kendilerini ifade etmelerine, yetenek ve algılarını geliştirmelerine ciddi katkılar sağlarken diğer taraftan onları yeni riskler ve sömürülere maruz bırakmaktadır.

Yaşanan son gelişme, çocuk ve gençlerin yeni dijital dünyada kendilerini geliştirme ve geleceğe hazırlama ile yeni risklere maruz kalma arasındaki ince ayraçları tam olarak belirleyemediğimizi ortaya çıkarmıştır.  

Bir an önce bu ayraçları belirlemek amacıyla toplumun her kesiminin katıldığı ve nesiller arası bir toplumsal diyalog başlatmak gereği aşikârdır.

Aksi halde hem gençlerimizi ve çocuklarımızı yarınlara hazırlama işinde onları hayal kırıklığına uğratmış olacağız, hem de yeni neslin potansiyelini yeterince ortaya çıkaramayarak, ülkemizin sürdürebilir kalkınmasına ket vuracağız.